Üroloji Merkezi

Böbrek Hastalıkları (Böbrek ve Üreter Taşlarının Girişimsel Cerrahisi, Böbrek Tümörü), İdrar Kaçırmada En son teknoloji olan Video-üodinami ile Teşhis, Mesane Hastalıkları (Mesane Taşları, Mesane Tümörü, Mesanede Fonksiyon Bozuklukları), Skrotum ve Testis Hastalıkları (Hidrosel, Varikosel, Spermatosel, Testis Tümörü) ,Üretra Hastalıkları tedavisi yapılır.

Özellikle Sık Karşılaştığımız ve Tedavi Ettiğimiz Ürolojik Sorunları Sizinle paylaşmak arzusundayız.

1. KÜÇÜK TEDBİRLERLE SİSTİTİN ÖNÜNE GEÇİLEBİLİR ve SİSTİT NEDEN KADINLARDA BU KADAR SIK?
2. PROSTATIN UNUTULAN İLTİHABİ HASTALIKLARI; PROSTATİTLER
3. İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARI NEDEN BU KADAR SIK?
4. BÖBREK TAŞI İSTEMİYORSANIZ BOL SU İÇİN
5. SİGARA İÇİYORSANIZ MESANE KANSERİNDEN KORKUN!
6. BÖBREK KANSERLERİ ORTA YAŞ ERKEK HASTALIĞIDIR
7. İNMEMİŞ TESTİS : "ERKEK ÇOCUKLARDA FARKEDİLMEYEN EN RİSKLİ HASTALIK"

KÜÇÜK TEDBİRLERLE SİSTİTİN ÖNÜNE GEÇİLEBİLİR

Sistit mesanenin akut veya müzmin iltihabına verilen isimdir. Bakterilerle, virüslerle veya bilinmeyen nedenlerle ortaya çıkabilir.

SİSTİT NEDEN KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜR?

İdrar yolu enfeksiyonunun kadınlarda daha sık görülmesinin en önemli nedeni kadın ile erkek anatomisi arasındaki farklılıklardır. İdrar normalde sterildir; hiçbir mikroorganizma içermez. İdrar dış idrar yolu dışarıya doğru akarken burada birikmiş olan ve yukarıya çıkmaya çalışan mikroorganizmaları temizler. Ancak bazen bu mekanik temizleme yeterli olmaz ve enfeksiyon etkenleri yukarıya sızabilir. Normalde barsaklarda bulunan Koli basili isimli bir bakteri dışkı ile vücudu terk ettikten sonra bu kez dış idrar yolundan vücuda girer ve mesaneye kadar ulaşarak sistite yol açar. İşte anatomik fark burada devreye girer. Kadın dış idrar yolu erkeğinkine göre çok daha kısa olduğundan bakterinin kat etmesi gereken mesafe ve bu iş için geçen süre çok daha azdır.

Kadınlarda sistit oluşumda rol oynayan bir diğer faktör tuvalet alışkanlıklarıdır. Tuvalet sonrası temizliğin arkadan öne doğru yapılması anüs civarındaki organizmaları vajinaya taşır. Ayrıca anüs çevresi temiz tutulsa da iç çamaşıra yerleşen bakteriler vajinaya kadar ulaşabilir.

Cinsel ilişki esnasında meydana gelen mikroskobik travmalar da enfeksiyona olan eğilimi arttırır. İlk kez cinsel ilişkide bulunan yada her zamankinden daha yoğun cinsellik yaşayan pek çok kadında 12-24 saat içinde yanma başlar. Özellikle balayında görülen bu durum nedeni ile tabloya "balayı sistiti" denmektedir. Doğum kontrolünde kullanılan prezervatif gibi bariyer yöntemler ve spermisit (sperm öldürücü) maddeler enfeksiyona meyil yaratır.

Gebelik esnasında meydana gelen hormonal değişimler tüm düz kaslarda olduğu gibi idrar yollarında da yavaşlamaya yol açar. Bu yavaşlamanın sonucu olarak mesane tam boşaltılamaz, bir miktar idrar sürekli mesanede kalır ve enfeksiyon oluşur. Gebelerin yaklaşık %15’i sistit olduklarını fark etmezler. Bu nedenle kontrollerde gebenin herhangi bir yakınması olmasa dahi idrar tetkiki yapılmalıdır.

Mesane boşalmasının bozulduğu bir diğer durum da menopozdur. Yaşlanmaya bağlı olarak mesane esnekliğini kaybeder ve tam boşalamaz. Gebelikte olduğu gibi biriken idrar enfeksiyon için uygun zemin hazırlar.

İdrar yollarında taş bulunması hem erkekte hem de kadında enfeksiyon olasılığını arttırır. Böbreklerden dışarıya doğru ilerleyen taşın yarattığı küçük travmalar ve kısa süreli tıkanıklıklar iltihap nedenidir.

Vajinal doğum sonrası dokular asla eski esnekliğine dönmezler. Bir ya da birkaç doğum sonrasında vajina dokusundaki bu gevşeme neticesinde mesane sarkması denen durum ortaya çıkar. Sistosel adı verilen bu durum kadınlarda İdrar yolu enfeksiyonunun daha sık görülmesinin bir başka nedenidir.

SİSTİT TİPLERİ VE BELİRTİLERİ

"Bakteriyel sistitler"de etken çoğunlukla barsaklardan idrar yollarına geçen E. Coli'dir. Bu durum genellikle akut olarak gelişir ve sık idrara gitme, idrar yaparken yanma, sıkışma hissi ve bazen idrar kaçırma ile kendini gösterir.

"Akut sistit atakları" mesanesinde zayıflık olan kadınlarda idrarın geri kaçmasına ve buna bağlı gelişen böbrek iltihabı gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu takdirde yan ağrısı, titreme, yükselen ateş, bulantı, kusma gibi belirtiler eklenir.

"Kronik sistit" süregelen bir mesane enfeksiyonudur. Tedavi edilmez ise böbreklere zarar vererek böbrek yetmezliği ve çeşitli sorunlara sebep olabilir. Kronik sistit; böbrek iltihabı, mesane taşı, mesane ve diğer organlar arasındaki ince yollar, mesane divertikülü, idrar yolu darlıkları, prostat büyümesi gibi mesanenin boşalmasını etkileyen ve mesanede idrar kalmasına neden olan durumlarda da ortaya çıkabilir. Sinirsel mesane hastalığı da bu tip sistite sebep olabilir.

"İnterstisyel sistit" daha çok kadınlarda görülen ve nedeni kesin olarak bilinmeyen kronik bir mesane enflamasyonudur. Bu durumda hastanın şikayetleri yıllar içerisinde artar. İleri dönemlerde mesane kapasitesi çok küçüleceği için yaşam kalitesi çok etkilenir.

Adenovirus gibi bazı viruslar idrarda kanamaya yol açan sistit tipine neden olabilir. Bu durum genellikle genç erkeklerde daha sık görülür ve hasar bırakmadan iyileşir.

Erkeklerde sistit prostatın kronik enfeksiyonlarına eşlik edebilir ve tekrarlayan ataklar şeklinde görülebilir.

SİSTİT TEDAVİSİ

Sistit tedavisi, diğer idrar yolu enfeksiyonlarında olduğu gibi antibiyotik tedavi ve kronik vakalarda hastanede klinik tedavidir.

PROSTATIN İLTİHABİ HASTALIKLARI; PROSTATİTLER

1-PROSTATIN MİKROBİK OLMAYAN MÜZMİN İLTİHABI

Erkeklerde çok sık görülen “kronik non-bakteriyel prostatit”, prostatın belirli bir bakteriye bağlı olmaksızın iltihaplanmasıdır. Belirtileri arasında sık idrara çıkma, ani veya zorlu idrar yapma, idrar yaparken ağrı ve yanma, gece sık idrara çıkma, sırtın alt kısmı veya cinsel bölgede ağrı, azalmış idrar akımı, semende kan görülmesi, ağrılı boşalma, hafif ateş, tekrarlayan mesane enfeksiyonları olabilir. Ancak idrarda veya prostat bezi sıvısında bakteri tespit edilemez. Bu nedenle bu prostatit tipinin tanı ve tedavisi son derece zordur. Zaten amaç, hastalığı tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade belirtilerin rahatlatılmasıdır.

Bu iltihabi durumu tetiklediği düşünülen faktörlerden bazıları şunlardır:

  • Seksüel aktivite: Cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyonu (bel soğukluğu, klamdiya gibi) olan, seksüel olarak aktif genç erkeklerde daha sık gelişir.Bazı erkeklerde cinsel ilişki sıklığının azalması iyileştirici bir faktör olabilir.
  • Endişe veya stres: Stres idrar akımını kontrol eden kasların kasılmasına neden olur. Bu kaslar, mesane ve rektumu destekleyen pelvik taban kaslarıdır. Kasılmalar, kasların düzenli gevşemelerini önler ve idrarın prostata geri dönüp, dokusunu zedelemesine neden olur.
  • İdrarı bitirme ve yeniden başlama: Bazı erkekler idrar yaparken sık sık durup tekrar başlarlar. İdrar akımını durdurmak üretradan geri idrar kaçışına neden olur ve bu da prostatı tahriş eder.
  • Ağır Kaldırma: Mesane doluyken ağır kaldırma idrarın prostata geri kaçışına neden olur.
  • Meslek: Kamyon şoförlüğü gibi meslekler bu enfeksiyonla ilişkili olabilir.
  • Bazı aktiviteler: Bisiklete binme veya jogging gibi aktiviteler bezi tahriş edebilir.

2- PROSTATIN AKUT İLTİHABI

Prostatın akut iltihabı seyrek görülmekle birlikte son derece ciddi bir durumdur. Ateş, üşüme, grip benzeri durum, idrar yaparken ağrı ve yanma, idrar yapma güçlüğü, azalmış idrar akımı, idrar yapma esnasında mesaneyi tam boşaltamama hissi, sık ve acil idrar yapma ihtiyacı, kanlı idrar, ağrılı boşalma en sık görülen yakınmalardır.

Bu prostatın tipinden çoğu zaman üriner sistem ve kalın barsaklarda bulunan bakteriler sorumludur. Akut bakteriyel prostatit idrar yapamama ve kan dolaşımına enfeksiyon yayılması gibi ciddi problemlere neden olabilir. Bu nedenle kişilerin vakit kaybetmeden doktora başvurmaları ve semptomlar ciddiyse birkaç gün hastanede kalmaları önerilir.

3-PROSTATIN MÜZMİN MİKROBİK İLTİHABI:

Bu prostatit tipi bakteriyel enfeksiyon nedeniyle olur. Akut prostatitin aksine semptomlar daha yavaş gelişir ve belirtileri kronik non-bakteriyel prostatit ile hemen hemen aynıdır. Kronik bakteriyel prostatitin nedeni açık değildir. Üriner sistemdeki bakterilere, mesane veya kan enfeksiyonuna bağlı olabilir. Prostat bezinde oluşabilen taşlar veya prostattaki yapısal kusurlar da prostatite neden olabilir. Enfeksiyon bir travma yada üriner sisteme sokulan bir enstrüman (katater gibi) sonucu oluşabilir. Doktorların üriner kateter sonrası rutin olarak antibiyotik yazmalarının nedeni budur.

SİZİNKİ HANGİ TİP?

Prostatit tanısındaki en önemli iki adım benzer belirtilere neden olan diğer durumların elenmesi ve hangi tip prostat iltihabınız olduğunun saptanmasıdır. Bunun için medikal geçmişinizin ayrıntılı olarak incelenmesi gerekmektedir. Geçmişte gördüğünüz tedaviler, geçirdiğiniz enfeksiyonlar, cinsel yaşamınız ve aile hikayenizle ilgili inceleme yapılması önem taşır. Bununla beraber fizik muayene ve rektal digital muayene yapılması da gerekir. Parmakla muayene sırasında doktorunuz prostat bezinden sıvı alabilir. Bu işlem “prostat masajı” veya “stripping” olarak adlandırılır. Prostatınızdan alınan sıvı enfeksiyon veya yangı bulguları açısından mikroskop altında incelenir. Bakteri ve lökosit araştırması için idrar örneği gerekmektedir. Lökositler yangıyı, bakteriler enfeksiyonu gösterir. İdrar testiniz her ikisi için de pozitif ise bakteriyel prostatitiniz vardır. Eğer lökosit var ve bakteri yoksa bu mikropsuz formdur. Bakteri veya lökosit yoksa semptomlarınız başka rahatsızlıklarla ilgili demektir.

MEDİKAL TEDAVİLER

ANTİBİYOTİK TEDAVİSİ
Antibiyotikler tüm prostatit tiplerinde ilk tercih olarak kullanılır. Enfeksiyona neden olan spesifik bakteri tipi saptanana kadar doktorunuz size geniş spektrumlu bir antibiyotik başlayacaktır. Antibiyotiğin kullanım süresi enfeksiyonun ilaca verdiği yanıta göre değişir. Akut prostatitte birkaç haftalık bir tedavi yeterlidir. Diğer yanda kronik non bakteriyel form dirençli olup tedavi süresi uzundur, bazen tedavi edilemeyebilir. Ek olarak ilaçlar bırakıldığında enfeksiyonun tekrarı görülebilir. Her ne kadar non-bakteriyel prostatite enfeksiyonlar neden olmasa da doktorunuz yakınmaları azaltmak için birkaç haftalık antibiyotik tedavisi verebilir.

ALFA BLOKÖRLER
Zor idrar yapma üriner sistemdeki bir tıkanıklığa bağlı olabileceği için doktorunuz alfa blokör tedavisine başlayabilir. Bu ilaçlar mesane boynunu ve prostatı rahatlatır.

AĞRI KESİCİLER
NSAID ajanlar veya asetaminofen ağrı ve rahatsızlığı azaltabilir. Ancak yan etkiler açısından doz ayarlaması doktorunuz tarafından yapılmalıdır.

FİZİK TEDAVİ
Medikal tedaviye ek olarak uygulanan fizik tedavi yöntemleri prostatit yakınmalarının azaltılması açısından önem taşır. Hangi egzersizlerin ne kadar uygulanması gerektiğine karar vermek için bir fizyoterapiste ihtiyaç vardır. Bazı erkeklerde alt pelvik kasları gerip gevşetmek semptomları azaltabilir. Bunun için kullanılan bir yöntem olan Diatermi tedavisinde kas dokusunu ısıtmak ve rahatlatmak için elektriksel akım kullanılır. Bir diğer yöntem; Biofeedback kaslarınızı gevşetmenizi sağlayacak bir teknolojidir. Bir biofeedback seansında terapist vücudunuza elektrotlar ve alıcılar yerleştirir. Elektrotlar bir monitöre bağlıdır ve kas gerginliği gibi vücut fonksiyonları hakkında geri bildirim verir. Terapistiniz bu sırada sizi rahatlatmak için gevşeme teknikleri uygular. Fizyoterapinin prostatite nasıl fayda sağladığı tam olarak bilinmemektedir. Ancak bazı erkeklerde sıkı veya kasılmış kasların durumdan sorumlu olabileceği düşünüldüğünden, bu kasların rahatlamasında fizyoterapinin rolü önemlidir.

SİTZ BANYOLARI
Çoğu erkekte bu banyolar ağrıyı azaltır, pelvik ve alt karın kaslarının gevşemesini sağlar. Bu banyolarda alt vücut yarısı suya sokularak kasların rahatlaması amaçlanır. Doktorunuz size ayda iki- üç kez 30 dakikalık oturma banyosu önerecektir.

PROSTAT MASAJI
Prostat masajı enfeksiyona neden olabilecek ödemi azaltır, antibiyotiklerin iltihaplı dokulara daha girişini sağlar.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARI NEDEN BU KADAR SIK?

İdrar yolu enfeksiyonları özellikle ileri yaşlarda giderek artan önemli bir sağlık sorunu haline gelmektedir. Her beş kadından biri hayatının herhangi bir döneminde idrar yolu enfeksiyonuna (İYE) yakalanır. Bu kadınların dörtte biri 18 ay içinde yeni bir İYE atağı geçirir. Ayrıca 65 yaşı geçmiş erkeklerin yaklaşık %10’unda idrarda bakteri görülmesi mevcuttur. İleri yaşla ve eşlik eden sağlık sorunlarıyla birlikte idrar yolu enfeksiyonlarının riski artmaktadır.

İdrar yolu enfeksiyonlarının birçoğuna bağırsak florasından kaynaklanan ve lenfatik yolla idrar yoluna geçen patojenler neden olmaktadır. Ayrıca bakterilerin bir kısmı hematojen –kan- yolu ile ve ya kadınlarda sık görülen üretral yolla (mesaneden idrarı dışarı ileten tüp) bulaşabilirler. Dışkı ile bulaşma da sık görülmektedir.

İdrar yolu enfeksiyonları genel olarak iki bölüme ayrılırlar. Böbreklerin ve böbrekler ile mesane arasındaki bağlantıyı sağlayan üreterin enfeksiyonları üst; mesane ve mesanenin dışa açımını sağlayan üretranın enfeksiyonu ise alt idrar yolu enfeksiyonları olarak adlandırılır. Alt idrar yollarının enfeksiyonu daha sık görülür.

ALT İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARI

Eğer tek şikayet idrar yaparken yanma hissi ise muhtemelen sorun ürethranın enfeksiyonudur. Buna “üretrit” adı verilir. Başta bel soğukluğu olmak üzere genelde cinsel yolla bulaşan mikroorganizmalar bu tablodan sorumludur. Cerrahi girişimler, sonda takılması, kullanılan vajinal krem, kayganlaştırıcı gibi maddelere karşı gelişen alerjik durumlar üretrite neden olabilir.

Eğer mikroorganizmalar yukarıya doğru tırmanmaya devam eder ise mesane de olaya katılır ve tablo sistite döner. Sistit mesane iltihabıdır ve en sık görülen idrar yolu enfeksiyonudur. Tekrarlama eğilimindedir. Üretrit ve sistit çoğu zaman bir arada görülür.

ÜST İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARI

Tedavi edilmeyen alt idrar yolu enfeksiyonları mesaneden daha yukarılara doğru ilerleyebilir. Böbreklerin de olaya katılması ile tablo "pyelonefrit" adını alır. Bu durum acil tıbbi müdahale gerektiren ciddi bir durumdur. Şikayetler çok daha şiddetlidir ve kasık ağrısının yanı sıra yan ağrıları da görülür. Sistit belirtilerine ek olarak ateş, titreme, bulantı ve kusma ortaya çıkar. Müdahale edilmez ise durum kronikleşebilir ve böbrek hasarı hatta böbrek yetmezliği ile sonlanabilir.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARININ BELİRTİLERİ

İdrar yolu enfeksiyonları hafif ve kolay tedavi edilebilen hastalıklar olmasına rağmen, ihmal edildiğinde böbreklere kadar uzanabilir ve kalıcı hasarlar bırakabilir. İdrar yolu enfeksiyonu geçirmiş olan kişiler bunun oldukça ağrılı bir durum olduğunu bilirler. Aniden gelen idrar hissi kişiyi gece yataktan kaldıracak kadar kuvvetli olabilir. Apar topar tuvalete gidildiğinde sadece birkaç damla idrar yapmak bu esnada da şiddetli yanma hissetmek hiç de hoş olmayan bir durumdur. İdrarda kan görülmesi de çoğu zaman kişiyi oldukça endişelendirir. İdrarın koyu, bulanık ve kötü kokulu olması kişinin moralini oldukça bozar. Kişiyi korkutan bu tür belirtiler eğer tedavi edilmez ise enfeksiyonun böbreklere kadar yayılmasına ve kalıcı, hatta hayatı tehdit edici komplikasyonlara neden olabilir. İleri yaşlılarda idrar yolu enfeksiyonları, idrarda bakteri dahi olsa, idrar yolu belirtisi vermez. Bu durum yanlış veya geç tanıya neden olur. Özellikle altta yatan yapısal idrar yolu sorunları veya diyabet gibi sistemik sorunu olan yaşlılarda idrar yolu enfeksiyonları böbrek yetmezliğine kadar uzanan ciddi problemlere neden olabilirler.

Sık görülen belirtiler:

  • Sık ve az miktarda idrara çıkma
  • İdrar yaparken yanma
  • Kasık ağrısı
  • Kötü kokulu idrar
  • Bulanık idrar
  • Kanlı idrar
  • Ateş
  • Böğür ağrısı

İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARI: TANI

İdrar yolu enfeksiyonlarının tanısı oldukça kolaydır. Yapılan bir idrar tetkiki ve idrar kültürü çoğu zaman tanı için yeterli olur. İdrar tahlilinde lökosit ve bakteri görülmesi tipiktir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta idrar örneği verirken idrarın herhangi bir yere değip kirlenmesini engellemektir. Bu amaçla ürethra çevresi temiz bir gazlı bez ile silinir, idrar yapmaya başladıktan sonra ilk gelen idrar boşa akıtıldıktan sonra bir miktarı idrar kabına yapılır. Buna “orta akım idrar örneği” denir. Kültür ve antibiyogram yapılmasındaki amaç ise enfeksiyonun hangi tür bakteri tarafından yapıldığının ve bu bakteriye karşı hangi antibiyotiklerin etkili hangilerinin etkisiz olduğunun ayırt edilmesidir. Bu sayede gereksiz ve etkisiz antibiyotik kullanımının önüne geçilir. Sık tekrarlayan veya tedaviye dirençli olan enfeksiyonlarda altta yatan ek bir patolojinin saptanması amacı ile idrar akımı ölçüm testleri (sistometri), sistoskopi (ışıklı bir boru ile mesanenin incelenmesi) ve IVP (ilaçlı böbrek filmi) gibi tetkikler yapılabilir.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARININ TEDAVİSİ

Alt idrar yolu enfeksiyonu vakalarının yaklaşık %80’i antibiyotik tedavisine yanıt verir. Bu amaçla pek çok değişik gruptan antibiyotik kullanılabilir. Bol sıvı alımı mekanik temizlik yaparak tedavinin etkinliğini arttırır. Kasık bölgesine uygulanacak sıcak kompresler de idrar yaparken duyulan yanma hissini azaltır. Üst idrar yolu enfeksiyonlarında ise hastaneye yatarak damardan antibiyotik tedavisi gerekli olabilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda altta yatan nedeni düzeltmek için ameliyat gerekli olabilir.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONUNU TAKLİT EDEN DURUMLAR

Sık idrar çıkma olası nedenleri:

  • Sıvı alımının fazla olması
  • Alkol alımı
  • Kafein içeren çay,kahve gibi içecekler
  • Stres
  • Gebelikte görülen fiziksel değişiklikler
  • Mesaneye bası yapan kitleler

Ağrılı idrar yapma olası nedenleri:

  • Vajinal enfeksiyonlar
  • Aktif genital herpes ya da cinsel yolla bulaşabilen enfeksiyonlar
  • Kimyasal irritasyon (dar pantolonlar, sentetik çamaşırlar, sprey veya pudralar)
  • Geçirilmiş operasyonlar
  • Sonda takılması

BÖBREK TAŞI İSTEMİYORSANIZ BOL SU İÇİN

Ülkemizdeki en yaygın sağlık problemlerinden olan böbrek taşları idrarda çözülemeyen ve atılamayan kristallerin bir araya gelmesiyle oluşur. Her insanda taş oluşma riski vardır. Taşlar sıklıkla 20 – 50 yaşlarında görülür ve 30’lu yaşlar hastalığın en sık görüldüğü yaş grubudur. Erkekler kadınlara göre 3 kat daha fazla taş hastalığı riski altındadır. Böbrek taşları değişik kimyasal yapıda olabilir ve idrar yolunun çeşitli bölgelerine yerleşebilirler. En sık görülen böbrek taşları kalsiyum taşlarıdır. Kalsiyum taşları sıklıkla okzalat veya fosfat ile birlikte bulunurlar. Daha az sıklıkla enfeksiyon taşları (magnezyum amonyum fosfat taşları) ve daha az oranlarda ürik asit ve sistin taşları görülür. Taşlar böbrek çanaklarına (kaliks) ya da havuzuna (pelvis) yerleşebilir. Ayrıca üretra, idrar kesesi ve üreterde de bulunabilirler.

TAŞI OLUŞTURAN SEBEPLER NELERDİR?

Taşı oluşturan kesin neden bilinmemekle beraber risk faktörleri şunlardır:

  • İdrar yolu enfeksiyonu
  • Böbrekteki yapısal bozukluklar
  • Böbrek hastalığı olanlar (renal tübüler asidoz, kistik böbrek hastalığı...)
  • Beslenme alışkanlıkları
  • Yetersiz sıvı alımı
  • Sıcak iklim kuşağında yaşamak
  • Hiperkalsiüri, sistinüri, hiperokzalüri, hiperürikozüri
  • Bazı ilaçlar (asetazolamide, anti viral ilaçlar....)
  • Bazı bağırsak hastalıkları (inflamatuar bağırsak hastalığı...)
  • Genetik faktörler
  • Geçirilmiş bağırsak ameliyatları ( jejono ileal by-pass )
  • Metabolik hastalıklar (örn. Hiperparatiroidizm, gut hastalığı...)

TAŞLI HASTALARDA BULGULAR NELERDİR?

Üriner sistem taşlarının çoğu kendiliğinden düşme eğilimindedir. Bununla birlikte taşlar yıllar boyu hiçbir belirti vermeden böbrekte kalabileceği gibi böbrekten mesaneye geçişinde şiddetli ağrı da verebilirler. En sık görülen yakınma ağrıdır. Karakteristik ağrı, “böbrek koliği” diye adlandırılan ve böğür bölgesinden başlayıp öne doğru ilerleyen, kasık ve testislere de yayılabilen ağrılardır. Ağrı taşın hareket etmesine veya üriner sistemin tıkanmasına bağlı olarak gelişir. İdrarda kan bulunması var olan bir taşın belirtisi olabilir. Kan bazen gözle görülebilirken bazen sadece mikroskopik incelemede görülür. Taşın yaptığı ağrıya bağlı olarak mide-bağırsak sistemindeki hareket azalması sonucu kişilerde bulantı-kusma gelişebilir. İdrar yapmada zorluk da yakınmalar arasındadır. Sık sık ve az idrara gitme, sıkışma, mesanenin tam boşalmadığı hissi görülmektedir. Ağrının en şiddetli olduğu dönemde bel kaslarında kasılma, bulantı ve kusma görülür. Hasta taş düşürüyorsa, taşın üreter kanalından geçerken yarattığı ağrı son derece şiddetlidir. Taş düşürüldükten hemen sonra hasta rahatlar ve ortaya çıkmış olan belirtilerin çoğu kaybolur. Belde hareketle artan kült ağrı ve dolgunluk hissi idrar yolunda sıkışmış, daha büyük bir taşın habercisi olabilir. Burada unutulmaması gereken nokta özellikle bu taşların idrar yolunu tıkayarak ileri dönemlerde böbreklerde fonksiyon kaybına yol açabilmesi ve enfeksiyona neden olabilmesidir.

ÜRİNER SİSTEM TAŞLARI NASIL TEŞHİS EDİLİRLER ?

Hastanın belirtileri ve kliniği genelde tanı koymaya yeterli olsa da taşın kesin tespiti için görüntüleme tetkiklerinden faydalanılır. Bunlar;

  • Direkt Üriner Sistem Grafisi: Yatarak çekilen karın ve pelvik bölge grafisi
  • Ultrasonografi
  • İ..V.P (İlaçlı böbrek filmi)
  • Spiral üriner sistem komputer tomografileridir. Bazen kan analizlerine de ihtiyaç duyulur.

BÖBREK TAŞLARINDA TEDAVİ NELERDİR?

Böbrek taşların çoğu kendiliğinden düşme eğilimindedir. Tüm idrar yolu taşlarının yaklaşık 80’i ilaç tedavisi ile düşer. Taşın düşmesini etkileyen en önemli faktör taşın büyüklüğüdür. 4 mm’nin altında taşın düşmesi beklenirken 6 mm’nin üzerindeki taşlar‘a müdahale gereklidir. Ayrıca taşların şekli ve idrar yolundaki yerleşimide düşmeyi etkileyen önemli faktörlerdir.

TAKİP VE TAŞIN KENDİLİĞİNDEN DÜŞMESİ
Taşın bulunduğu yere ve büyüklüğüne göre müdahale yapmadan izleme karar verilebilir. 5mm den küçük taşlar genellikle kendiliğinden düşebildiği için dikkatli takiple değerlendirilirler. Ayrıca çeşitli ilaç tedavileriyle taşın düşme olasılığını arttırmak mümkündür.

ESWL (ŞOK DALGASI İLE TAŞLARI KIRMAK)
Bu tedavide amaç; vücut dışından verilen şok dalgasıyla odaklanılan noktadaki taşı kırmaktır. Kırılan parçaların kendiliğinden düşmesi beklenir. ESWL bütün taşlarda başarı sağlayamaz. Başarı taşın cinsine, sertliğine, büyüklüğüne ve idrar yolunda yerleştiği yere göre değişir. Tek bir seansta kırılabilen taşlar olabileceği gibi tekrarlayıcı seanslara da ihtiyaç duyulabilir.

ESWL seansı sırasında rahatsızlık hissi ve ağrı duyulabilir. Bu nedenle tedavi öncesi ağrı kesiciler kullanılır. İşlem sonrasında çoğunlukla hastanede kalmaya ihtiyaç olmaz.

ENDOSKOPİK GİRİŞİMLER
Bu tedavide hastanın idrar yoluna kesi yapılmadan özel bir endoskopik aletle girilerek taş üreterde görüntülenir ve temizlenir. Hastaların çoğu aynı gün evlerine dönüp bir gün sonrada normal yaşamalarına dönebilirler. Endoskopik cerrahi özellikle alt ve orta üreter taşlarında başarılıdır.

PERKÜTAN GİRİŞİMLER
Perkütan cerrahide hastanın sırt bölgesinde böbrek hizasına 0,5 - 1 cm boyutunda bir kesi yapılır. Röntgen kontrolü altında böbreğe iki ucu açık ince bir tüp yerleştirilir. Bu tüpten yerleştirilen optik cihaz yardımıyla taş video sistemi ile monitörde görülür ve özel aletler yardımıyla çıkartılır. Perkütan ameliyatının en önemli üstünlüğü vücut dokularının normal yapısının korunmasıdır. Bunun sonucunda iyileşme süreci hızlıdır. Hastalar ameliyat sonrası dönemi açık ameliyata göre çok daha rahat geçirmektedir ve genelde 2 - 3 günde taburcu edilerek günlük aktivitelerine hızla kavuşurlar.

AÇIK CERRAHİ
Bu klasik tedavi yönteminde hastanın taşı ameliyatla alınmaktadır. İyileşme süresi diğer tedavilere göre daha uzundur. Günümüzde özellikle endoskopik metotların gelişmesi açık cerrahinin eski üstünlüğünü kaybetmesine neden olmuştur.

SİGARA İÇİYORSANIZ MESANE KANSERİNDEN KORKUN!

Mesane balon şeklinde, kas tabakasıyla örtülü ve karın alt bölgesinde pelvis diye adlandırılan yere yerleşmiş bir organdır. Mesanenin görevi her iki böbrekten süzülen idrarı depolamak ve kapasiteye ulaştığı zamanda depolanan idrarı üretra yoluyla dışarı boşaltmaktır. Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl yaklaşık 52.000 mesane kanseri teşhis edilmekte ve bunların 12.000’i aynı yıl mesane kanseri nedeniyle ölmektedir. Ülkemizde de her yıl yaklaşık 30.000 yeni mesane kanseri olgusu tespit edilmektedir. Mesane kanserinin en sık görüldüğü yaş aralığı 50-70 yaş aralığıdır. Dünyada erkeklerde görülme sıklığı açısından 4.sırada iken kadınlarda 10.sıradadır. Mesane kanserlerinin % 1’i 40 yaşın altında görülür. Erkeklerde kadınlara oranla 2 kat daha fazla görülürken, erkek kadın oranı ülkemizde erkek lehine daha fazladır.

RİSK FAKTÖRLERİ

  • Sigara: Sigaranın içindeki kimyasal maddeler mesane kanseri için risk faktörüdür ve içilen sigarının adedi ve kaç yıldır içildiği ile doğru orantılıdır.
  • Kimyasal maddelerin yapıldığı veya kullanıldığı ortamlarda çalışma: Boya fabrikaları, plastik, petrol, lastik ve diğer kimya endüstrisi.
  • Dünyanın bazı kesimlerinde görülen mesanenin kronik parazit enfeksiyonları.
  • İleri yaş (ortalama 65).
  • Diğer kanserler nedeniyle tedavi olmak: Siklofosfamid ve ifosfamid gibi ilaçlar ve radyoterapi almak
  • Aile hikayesi: Ailede mesane kanseri öyküsü olmak.

MESANE KANSERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

En sık görülen şikayet ağrısız idrarda kan görülmesidir. Bu durum idrar yolu enfeksiyonu, üriner sistem taş hastalıkları gibi diğer bir çok hastalıkta da görülebilir. İdrar yaparken ağrı ve sık idrara gitme diğer sık karşılaşılan yakınmalardır.

MESANE KANSERİNİN TARANMA VE SAPTANMA YOLLARI NELERDİR?

Yukarıda bahsedilen belirtilerden biri veya bir kaçının beraber olduğu durumlarda hemen bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekmektedir. Doktorunuzun yapacağı muayene ve aşağıda sayacağımız teşhis yöntemleriyle sizde olabilecek bir mesane tümörü teşhis edilebilir. Bunun için yapılacak testler sırasıyla şunlardır:

  • Tam idrar analizi: Burada idrarınızda mikroskobik düzeyde kan olup olmadığı anlaşılabilir.
  • İdrar Sitolojisi: Bu teste idrarınızda mesane yüzeyinden kopan hücreler mikroskop altında incelenir. Normal hücrelerden farklı hücrelerin varlığında kanser şüphesiyle ileri tetkik ve tedaviler yapılabilir.
  • Ultrason: Ultrasonografik tetkik ile mesanede yer kaplayan bir oluşum bulunup bulunmadığı kabaca anlaşılabilir.
  • İlaçlı Böbrek ve İdrar Yolları Röntgeni (IVP): Bu röntgen filmi sayesinde böbrekler, üreterler, mesanenin iç kısımları ve mesane tümörü gibi yer kaplayan oluşumlar görülebilir.Bu tetkik öncesi damarınızdan bir kontrast madde verilir ve kanınız böbreklerinizden süzülürken idrar yollarınızın görüntülenmesi sağlanır.

TANI KOYMADA ALTIN STANDART : SİSTESKOPİ

Sisteskopi (kapalı teknikle idrar torbasının taranması) günümüzde mesane kanseri tanısı koymada en iyi yöntem olarak kabul edilmektedir. Bu tetkikle ince bir tüple idrar kanalından (üretra) girilerek mesane içindeki tümör yada diğer lezyonların varlığı araştırılır. Ayrıca bu yöntem, üreterlerden mesaneye gelen idrarın renginin görülmesini sağlar. Teşhis amacıyla yapıldığında bükülebilir aletler eşliğinde lokal anestezi ile yapılabilir.

DİĞER TETKİKLER

Mesane kanserinde teşhis için kullanılan diğer yöntemler kanserin evrelenmesi için gereklidir. Bu tetkiklerle, kanserin çevre dokulara ve vücuda yayılımı incelenir. Doktorunuzun sizin için en faydalı olacak tedavi biçimini seçmede en önemli belirleyici kanserin evresidir. Bu aşağıdaki bir veya birkaç testi içerir.

  • Bilgisayarlı Tomografi: Bu ileri teknolojik röntgen filmi mesanenizin 2 boyutlu kesitlerini alma prensibine dayanır. Çoğu zaman damardan verilen bir boya ile mesane ve çevre dokuların daha iyi ayırımı yapılarak yayılım olup olmadığı anlaşılmaktadır. Eğer daha önce benzer boyalara alerjiniz olmuş ise bu tetkik boya kullanılmadan yapılmalıdır.
  • Manyetik Rezonans Görüntüleme(MRI): Çok kuvvetli manyetik alan ve radyo dalgaları kullanılarak yapılan bir tetkiktir.
  • Kemik Sintigrafisi: Kanserin kemiklerinize sıçrayıp sıçramadığını saptamaya yarayan tetkiktir.
  • Akciğer Röntgeni: Kanserin akciğerlerinize sıçrayıp sıçramadığını saptamaya yöneliktir.

MESANE KANSERİNİN TEDAVİSİ

Birçok kanser çeşidi gibi mesane kanserinde de erken teşhis ve tedavi kişinin hayat kalitesinin yüksek olmasını ve uzun yıllar yaşamasını olası kılmaktadır.

ENDOSKOPİK CERRAHİ TEDAVİ
Sistoskopi sırasında mesane tümörü saptanmışsa doktorunuz görünümüne, sayısına, lokalizasyonuna ve büyüklüğüne dikkat eder. Mesanedeki tümör genel anestezi altında sistoskopun ucuna takılan “rezektoskop aleti” ile kesilir buna mesane tümörü “transüretral rezeksiyonu” (TUR) denir. Çıkan parçalar mesane tümörünün ne kadar derine gittiğinin belirlenmesi amacıyla patolojiye yollanır. Bu sırada doktorunuz gördüğü şüpheli yerlerden biyopsiler alır ve anestezi altında mesane muayenesi yapar. Patolog hücrelerdeki değişikliklere göre mesane tümörünün ne kadar kötü olduğunu ad ve derinliğini belirler.

AÇIK CERRAHİ TEDAVİ
Sık tekrarlayan ve kasa yayılma özelliğinde olan veya ilk saptamada kasa yayılmış mesane tümörlerinde mesanenin tamamen prostat ve seminal veziküllerle beraber alındığı cerrahi işlemdir.

KEMOTERAPİ
Kemoterapi, kanser hücrelerinin yok etmek için kullanılan ilaç yöntemidir. Mesane tümörünün alınmasının ardından yüzeyel mesane tümörlerinde kanserin tekrarlama riskini azaltmak amacıyla mesaneye verilirler. Bunlar direkt bir sonda aracılığı ile mesaneye verilir. Hastanın mesanesinde 2 saat kalan bu ilaçlar daha sonra idrar ile dışarı atılır. Bu ilaçların etkileri ile tümöre karşı bağışıklık cevabı kuvvetlenmektedir. Mesane dışına sıçramış kanserlerde damardan veya ağızdan verilir ve “sistemik kemoterapi” diye adlandırılırlar. Diğer tedavi yöntemleriyle birlikte kullanılabilir ve kullanılan ilaca göre de yan etkileri vardır.

RADYOTERAPİ
Radyoterapide kanser hücrelerini öldürmek için yüksek enerjili ışınlar kullanılmaktadır. Cerrahi gibi radyoterapi de bölgesel bir tedavidir ve verildiği bölgedeki kanser hücrelerini etkiler. Diğer tedavi yöntemleri ile kombine veya tek başına kullanılabilir. Uygulandığı bölgedeki diğer komşu organları da etkilediğinden bu organların zarar görmesi nedeniyle bazı yan etkiler görülebilmektedir.

DİKKATLİ TAKİP
Yüzeyel mesane tümörleri sık tekrarlama eğiliminde olduklarında hastalar belli aralıklarla sisteskopi yapılmak amacıyla kontrole çağırılırlar. Bu kontrollerde elde edilen sonuçlara göre hasta takip programı belirlenmektedir.

BÖBREK KANSERLERİ ORTA YAŞ ERKEK HASTALIĞIDIR

Böbrek kanserleri erken dönemde saptandığında cerrahi ile tam tedavi şansı yüksek olan kanserlerdir. Genellikle 50-70 yaşları arasında ortaya çıkar ve erkekte kadına göre 2-3 kat daha fazla görülürler. Böbrek kanserinin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir ancak bazı risk faktörlerinin bu hastalığa yakalanma oranını arttırdığı belirlenmiştir. Böbrek kanseri büyüdükçe etrafında yer alan lenf bezleri, karaciğer, kalın barsak ve pankreasa yayılabilir. Bunun yanında, ana tümörden kopan tümör parçaları vücudun diğer uzak taraflarına giderek yerleşebilir.

BÖBREK KANSERİNİN BİLİNEN RİSK FAKTÖRLERİ

  • Sigara
  • Aile öyküsü
  • Diyet
  • Yüksek tansiyon
  • Şişmanlık
  • Mesleki risk faktörleri: Çelik endüstrisi, petrol, kadmiyum, kurşun endüstrisinde çalışmak ve asbestoza maruz kalmak
  • Radyasyon
  • Kronik böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süreli diyaliz tedavisi görmek
  • Hemodiyaliz programında olan hastalarda böbrek kisti ve böbrek kanseri riski daha fazladır.

Böbrek kanserleri erken dönemlerinde sıklıkla herhangi bir belirti veya şikayet oluşturmaz. Böbrek kanserinin büyümesi ile birlikte bazı belirtiler ortaya çıkabilir. Bunlar;

BELİRTİLERİ NELER?

  • İdrarda kan varlığı: Gözle görülebilen kanama veya sadece idrar tahlilinde görülebilen mikroskobik kanama şeklinde olabilir.
  • Böbrek muayenesinde ele gelen kitle
  • İştahsızlık
  • Kilo kaybı
  • Tekrarlayan ateş
  • Devamlı olabilen yan ağrısı
  • Genel halsizlik ve kendini kötü hissetme
  • Tansiyon yükselmesi ve anemi (kan değerlerinde normalin altına inme) böbrek kanserlerinde görülebilir.

Yukarıda bahsedilen belirtiler böbrek kanseri dışındaki hastalıklarda da gözlenebilir. Bu belirtileri olan kişiler doğru teşhis ve tedavi için en kısa zamanda bir üroloji uzmanına başvurmalıdır. Ancak unutulmamalıdır ki erken dönem böbrek kanserlerinde hiçbir belirti olmayabilir. Bu nedenle doktora başvurmak için yukarıda bahsi geçen belirtilerin ortaya çıkması beklenmemelidir. Zira erken dönemde yakalanan böbrek kanserlerinin tedavi başarısı ve buna paralel olarak da tedavi sonrası yaşam süresi çok daha fazladır.

Böbrek kanserleri iyi ve kötü huylu olabilirler. Çok sık görülen ve çoğu zaman rastlantısal olarak fark edilen böbrek kistleri -özellikle basit böbrek kistleri- iyi huylu kitleler olup kanserden tamamen farklıdır. Ancak böbrek kisti saptanan hastalar gereksiz yere paniğe kapılır ve tedavi arayışı içine girerler. Gerçekte böbrek kistleri çoğu zaman tedaviyi bile gerektirmezler, yalnızca izlemek hemen daima yeterli olur.

BÖBREK KANSERİNİN TANISI

Böbrek kanserinin tanısı için araştırmalar tıbbi hikaye, muayene ve genel sağlık durumunun değerlendirilmesi amacıyla kan ve idrar örnekleri alınmasıyla başlar. Bunun yanı sıra böbrek ve çevre organların değerlendirilmesi amacıyla da çeşitli radyolojik tetkiklerden faydalanılmaktadır. Bunlar arasında ultrasonografi, İVP, bilgisayarlı tomografi, MRI gibi tetkikler yer alır. Bir kez böbrek kanseri ön tanısı konulduktan sonra hastalığın yayılım derecesi anlamak amacıyla doktorunuz ek tetkikler isteyebilir.

BÖBREK KANSERLERİNDE TEDAVİ

CERRAHİ TEDAVİ
Böbrek tümörünün tedavisi hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve kanserin yayılım derecesine (evre)göre belirlenir. Böbrek kanserlerinde birinci basamak tedavi cerrahi yöntemle mevcut kanserli dokunun tamamen çıkarılmasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki cerrahi ile tam tedavinin sağlanabilmesinde kanser derecesi ve evresi çok önemlidir. Erken saptanabilen böbrek kanserlerinde cerrahi ile tam tedavi sağlama şansı oldukça yüksektir. Kanserin evresi, büyüklüğü ve sayısına göre değişmek üzere radikal operasyon (böbrek, böbrek üstü bezi ve etrafındaki zar ve yağ tabakaları ile birlikte tamamen çıkartılması) yada parsiyel operayon (kısmi olarak yalnızca tümörün çıkarılması) söz konusu olabilir. Cerrahi teknik cerrah tarafından belirlenmek üzere açık operasyon yada laparoskopik denilen kapalı yöntemle olabilir. Kalan böbrek normal ise, hastalıklı böbreğin alınması böbrek fonksiyonları açısından herhangi bir sorun yaratmaz. Çıkarılan örnekler histopatoloji yöntemiyle incelenir ve tümörün cinsi, karakteri ve yayılım derecesi belirlenir. Bu, hem tanıyı kesinleştirir hem de yayılım hakkında bilgi verir.

İMMÜNOTERAPİ
Ameliyattan sonra hastalığın derecesine göre gerekirse immünoterapi denilen ek bir tedavi yöntemine başvurulabilir. Biyolojik tedavi (immünoterapi) aslında vücutta da doğal olarak üretilen savunma sisteminin silahları olarak nitelendirilebilecek maddelerin dışarıdan vücuda verilmesi suretiyle biyolojik yapının daha iyi kullanılmasını ve güçlendirilmesini amaçlar. Bu maddelerin uygulanması bir program dahilinde olmaktadır. Yan etkileri nedeniyle son derece dikkatli ve deneyimli merkezlerde uygulanması uygundur. Biyolojik tedavi sırasında hasta yan etkilerinin izlenebilmesi için çoğu kez hastanede kalır. Bu tedaviler yan etki olarak kas ağrısı, halsizlik, dikkat kaybı, ateş, kusma ve ishale neden olabilir. Hastalar genelde kendilerini çok yorgun hissederler. Bazılarında deri dökülmesi olur. Bu problemler çok ciddi olabilir ama tedavi bitince bu etkiler kaybolur.

RADYOTERAPİ
Radyasyon tedavisi vücut dışındaki radyoaktif bir kaynaktan gelen yüksek enerji içeren ışınların kanser hücrelerini öldürmek için kullanılmasına dayanır. Kemik tutulumu olan hastalarda kullanılmaktadır.

KEMOTERAPİ
Kemoterapi kanserli hücreleri öldürmek için ilaç kullanılmasıdır. Diğer bir çok kanserde etkili olmasına rağmen böbrek kanserinde çok sınırlı bir etki gösterir. Buna rağmen araştırmacılar yeni ilaç ve ilaç kombinasyonlarını denemektedirler.

HORMON TEDAVİSİ
Hormonlarla hücrenin büyümesi kontrol altına alınmaya çalışılır. Hormon tedavisi ilerlemiş böbrek kanserlerinde kullanılır.

TAKİP
Akılda tutulması gereken önemli bir nokta böbrek kanserlerinde cerrahi tedavi sonrası uzun yıllar boyunca düzenli takiplerin hastalığın kontrolü açısından önemli olduğudur.

İNMEMİŞ TESTİS : "ERKEK ÇOCUKLARDA FARKEDİLMEYEN EN RİSKLİ HASTALIK"

Testisler normalde skrotum ya da halk arasındaki deyimiyle erkekte torba denilen yapı içinde bulunurlar. Eğer testislerden biri veya her ikisi de torbada yerleşik durumda değilse bu durum inmemiş testis olarak değerlendirilmelidir.Testisler bazen hormonal yetersizlikler bazen ise anatomik ve fiziksel sorunlar nedeniyle torbaya inemezler. Aslında, doğumda testislerin torbaya inmiş olması gerekir, ancak bazen 1 yaşın sonuna kadar da testislerin kendiliğinden torbaya inmesi beklenebilir.Burada önemli olan doğumun olmasından hemen sonra bebeğin ilk muayenesini yapan kişinin testislerin de muayenesini yaparak testislerin yerinde olup olmadığını kontrol etmesidir. Hastanelerde olan doğumlarda bu görev çocuk doktorlarının üzerindedir. Evlerde doğum yapanlarda ise ebelerin bu konuda çok dikkatli olması gerekmektedir. Duruma göre doğumu gerçekleştiren Kadın –Doğum uzmanlarının da gerektiğinde bu muayeneyi yapmaları çok önemlidir. Testisler doğum öncesi anne karnında iken, böbrekler seviyesinde bele yakın bir bölgededirler. Anne karnındaki gelişim sırasında aylar içerisinde yavaş yavaş aşağıya doğru inmeye başlarlar ve doğuma yakın torbaya inmeleri gerekir. İşte testisin yukarıdan aşağı torbaya doğru iniş yolu üzerinde bir yerde kalabilirler. Örneğin kasıklarda, kasığın biraz daha üst kısmında veya karın içinde kalabilir. Bazen de bu iniş yolu dışında bir bölgede örneğin bacakla kasığın birleştiği femoral bölgede, torbayla makat arasındaki perineal bölgede penisin dip kısmında veya torbanın bir bölümünde her iki testis birlikte rastlanılabilir. Bu duruma Ektopik testis yani iniş yolu dışında bulunma olarak adlandırılır.

Torbaların ısısı, vücut ısısı olan 36.5-37 den 1.5 –2 derece daha serin bir ortamdır. Testislerin doku yapısı bu ısının üstündeki sıcaklıkta örneğin vücut içi ısısında özellikle sperm(tohum) üretiminde bozulmalara yol açabilir, ve bu testislerin gelişimi bozulur. Bu da ileride çocuk sahibi olmasını engelleyebilir. Testislerden birisi yukarıda diğeri torbada ise de çocuk sahibi olmayla ilgili sorun olabilir. Çünkü inmemiş olan testis nedeniyle vücutta bazı toksik maddeler salgılanır ve bu maddeler torbada olan testis üzerinde de olumsuzluklar yaratarak fonksiyonunu bozabilir. Bu yüzden testisin birinin dahi torbaya inmemiş olması ciddi sorunlara yol açabilir. Bu ciddi sorun sadece çocuk sahibi olamamak değildir. İnmemiş ve vücutta kalmış olan testislerden, gelişme çağında veya sonrasında tümör(ur) çıkma olasılığı da vardır. Bu nedenle hayatı tehdit eden bir hastalıkla karşı karşıya kalınabilir.

Bu, kesinlikle çok ciddi bir durumdur, çünkü testis tümörü hayatı tehdit eden bir hastalıktır. Çocuk sahibi olamamak da bazen kişilerin sosyal hayatlarını ciddi şekilde tehdit eder. Bu kişilerin bazen aileleri yıkılabilir, boşanmalar olabilir ve insanlar bu nedenle ciddi psikolojik sorunlar da yaşayabilir. Ayrıca toplumda maalesef yanlış bilgi nedeniyle bu kişilere kısır damgası vurulabilir ve bu durumdaki kişiler de psikolojik yıkıma uğrayabilirler, bazen intihar sözcükleri girişimlerine dahi rastlanabiliyor. Bazı erkeklerin çocuk sahibi olamamasını yanlış bilen bazı kişi ve topluluklar o kişinin erkeklik gücünün de olmadığını ve iktidarsız olduğunu sanarak bu durumdaki insanları bir de bu yanlış suçlama ile itham ederler.

Ancak, Erkeklik gücü yani cinsel ilişki kurabilme yeteneği ile çocuk sahibi olma durumu farklıdır. Testislerin hormon üreten dokuları ısıdan pek etkilenmezler ve normal hormon üretimi devam eder. Bozulan özellikle sperm üreten hücre ve dokulardır. O halde inmemiş testis nedeniyle çocuk sahibi olamayan bir erişkin başka bir rahatsızlığı olmadığı sürece cinsel ilişki kurmayla ilgili bir sorunu yoktur yani iktidarsız değildir.

İnmemiş testisin tanısı özellikle doğumda ilk muayenede doktor veya ebeler tarafından konabilir. Ancak bu durum ihmal edilmiş veya aile doğum telaşıyla bu bilgiyi göz ardı etmişse bebeklerin ve çocukların çocuk doktorlarına düzenli kontrolleri sırasında mutlaka testis muayenelerinin yapılması gerekmektedir. Ayrıca anne ve babaların da özellikle çocuğun banyosu sırasında bu kontrolleri kendilerinin de yapması mümkündür.Kuşkulandıkları bir durumda hemen doktora başvurmaları en doğru yaklaşımdır. Çocuk doktorlarına veya direkt olarak bir Üroloji uzmanına başvurmaları gerekir. Çocuk doktorları da tanıyı koyunca zaten bu çocukları bir üroloji uzmanına yönlendireceklerdir. Bir başka tanı ise maalesef askerlik muayenesi sırasında yapılır. Ancak bu yaştaki teşhiste çok geç kalınmış oluyor ve yukarıda belirtilen riskler belirgin hale geliyor. Üroloji uzmanları tanıyı öncelikle fizik muayeneyle koyar, teşhisi destekleyici ultrasonografi tetkiki de mutlaka yapılmalıdır. Teşhisin konduğu yaşa da bağlı olarak başka bazı tetkikler de örneğin gençler ve erişkinlerde teşhis yeni konduysa sperm tahlili de yapılmalı ve kişinin üreme fonksiyonu da belirlenmelidir.

İnmemiş testisin tedavisi için Bebek 1 yaşını dolduruncaya kadar beklenebilir, bazen testisler kendiliğinden de 1 yaşın sonuna kadar torbaya inebilir. 1 yaşını geçenlerde tedaviye derhal geçilmelidir. Öncelikle bu konuda 3 haftalık bir hormon tedavisi uygulanır eğer sonuç alınırsa tedavi tamamlanmış demektir. Bu tedavi sonuçsuz kalır ve testis(ler) torbaya inmemişse mutlaka ameliyatla testilerin torbaya indirilmesi gerekir. Bu tedaviler ne kadar erken yaşta yapılırsa ilerideki olası olumsuzluklar olasılığı da o kadar azalacaktır. Yaş ilerledikçe hele de ergenlik çağına girildiği halde testisler torbada değilse bu testislerin sonradan tümör oluşturma riski nedeniyle ameliyatla çıkartılması da gerekebilecek koruyucu bir önlemdir.

Testislerin ileri yaşlarda testise indirilmesinin sakıncaları vardır. Öncelikle bu ameliyatın gecikmesi çocuk sahibi olamama riskini her geçen yıl artıracaktır. İleri yaşlarda indirilmesi de tümör riskini artıracaktır.

Bir de testislerin bazen torbada olup bazen de vücuda geri kaçması durumu var.

Bu duruma hareketli(mobil) testis denir. Bu durum da yukarıda açıkladığımız tüm riskleri içermektedir. Bu riskler bazen geriye dönüşümü olmayan sonuçlar doğurabileceği için ÇOK CİDDİYE ALINMALIDIR. Tanı ve tedavisi inmemiş testis gibidir. Yalnız burada çocuk doktorlarının ve ailenin testislerin yerinde olup olmadığını kontrol etmeleri daha da önem kazanır. Çünkü testisleri yerinde görüp nasılsa bir daha sorun olmaz düşüncesi de yanlıştır. Hareketli testis de ameliyat çok daha kolay ve kısadır ve zamanında yapıldığında tedavi kesindir.

İnmemiş testis konusunda halk arasında başka bazı yanlış bilgilenmeler vardır.

Özellikle aile büyüklerinin bazıları "Küçücük çocuğun orasını burasını(testisler) ellettirmeyin, hele ameliyat ettirmeyin ileride kısır olur" gibi ÇOK YANLIŞ ifadeleri gerçekten de ileride o çocuğun yaşantısını olumsuz etkileyecektir. Bu ifadenin nedeni ve mantığı geçmişte gecikilmiş ve ileri yaşlarda tedavi edilmiş özellikle de ameliyat edilmiş hastaların çocuk sahibi olamaması varsayımına dayandırılır. Oysa o kişiler ameliyat oldukları için değil, gecikilmiş yaşta tedavi edilmeye çalışıldığı için sonuç alınamamış hastalardır. Erken yaşta tedavi edilen bebekler, çocuklar bu sorunu ve riski ortadan kaldırmış en aza indirmiş olacaklardır. O nedenle çocuk biraz daha büyüsün, 5-10 yaşına gelsin gibi bilgiler ve düşünceler kesinlikle YANLIŞTIR.

En doğrusu en geç 1 yaşın sonuna kadar beklendiği halde testisler torbaya inmediyse DERHAL tedavisine geçilmesidir. Bu bebek veya çocuğun ilerideki olası sorunlarının ve çocuk sahibi olamamasının sorumlusu bu tedaviyi geciktirenler olacaktır.

rss kullanıyorxml kullanıyor
Hattat Hastanesi Web Sitesi içeriği sadece eğitim ve bilgilendirme amaçlı oluşturulmuştur. Bu Web Sitesindeki hiçbir şey bir tavsiye veya öneri olarak kabul edilmemeli ve herhangi bir karar veya eyleme temel oluşturmamalıdır. Kendi sağlık durumunuz konusunda sadece doktorunuzun önerilerine güvenmeniz çok önemlidir.